Yanlışa “Yanlış” Deme Zamanı

Yanlışa “Yanlış” Deme Zamanı

TOBB içerisinde acentelerin SAİK çatısı altında birleşmesi o günkü koşullarda kötünün iyisi olarak algılanmıştı. Gerçekten de kötüydü… İyi tarafı ise hiç olmazsa seçimle bir icra kurulu oluşmuştu. Aradan 4 yıl geçti, benim de il delegesi olduğum 281 kişi ne arandı, ne de soruldu. Bir kere olsun toplanmadık. Yalnızca seçimlerde oy kullandık ve il delegesi görevimiz bitmiş oldu! Aramızdan 40 kişi de sektör meclisine seçilmişti. Sektör meclisi her ay toplanacak ve SAİK’in çalışması için öneri getirecekti. Onlar da başlangıçta işlevi iyi planlanamadığı için birkaç kez toplanmalarına rağmen akılda kalan tek bir çalışmaları olamadı. Bunların arasından seçilen SAİK temsilcilerimiz ise; acenteleri ileriye taşıyacak kanun, yönetmelik ve vizyon projeleri yerine maalesef gündeme acentelere kesilen cezalar ve içsel tartışmalarla geldi.

Bu dönem fetret devrindeki kargaşaya benzetiliyor. Sonrasında umarım çöküş dönemini yaşamayız.

Eğer kendi meslek odamızı veya Sigorta Acenteleri Birliğimizi kursaydık, aynı yöneticilerle aynı sonuçları alır mıydık bilmiyorum ama, hiç olmazsa bağımsız olup, TOBB’un bazı kararlardaki baskısını bu kadar hissetmezdik diye düşünüyorum.

Bu seçimler gerçekten çok önemli olacak. Fikri, bilgisi, projesi olan mı? Yoksa ahbap çavuş ilişkisi ile yine aynı yanılgılar mı kazanacak? Şu bir gerçek ki; bu seçimler sonrası hiçte kolay olmayacak. Birilerinin acentelere gerçeklerden bahsetmesi gerekecek. Değişen piyasa koşullarında nasıl ayakta kalacaklarının ve neler yapmaları gerektiğinin, kanun ve yönetmelikle hem alt yapısını hazırlayacaklar, hem de projelerle bu değişimin sunumlarını yapacaklar.

Kim, neye talip olduğunu bilerek aday olsun. Seçim öncesinde ‘seçim bildirgesi’ gibi neleri yapacağını açıklasın. Böylelikle bizler de ileride sözlerini tutup tutmadıklarını kontrol etmiş oluruz. Adaylar, projelerini anlatsın ki, biz de mesleğimizin geleceği için bilerek karar verip, başarılı olacağına inandığımız, vizyonu ve bilgisi olan, ekip ve kadrosu iyi olan adayı seçelim.

Kimse oturduğu yerden il hesabı yapıp seçim kazanacağını sanmasın… Hadi kazandı. Şimdiden söyleyeyim işler aynı tas aynı hamam mantığında götürülmek istenirse, o koltukta oturanlar acentelerin ateşi ile yanacaklardır…

Eyyup Çelik
11.04.2013, İstanbul

Sigortaloji Gazetesinin Nisan sayısında yayımlanan yazının linki için tıklayınız.

Dunning – Kruger Etkisi

New York Stern School of Business’te görevli psikologlar Justin Kruger ve David Dunning’in tarihe geçmelerine vesile olan bulguları, yani Dunning-Kruger Etkisi adıyla literatüre geçecek olan teorileri de, Türk sağduyusunun yüzyıllardır “cahil cesareti” dediği şeydir aslında.

Journal of Personality and Social Psychology’nin Aralık-99 sayısında yayımlanan teorileri özetle, “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” der. Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:

-Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.

-Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.

-Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.

-Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

Değerlendirme zaafı

İki uzman daha sonra, bu teorilerini test etme fırsatı da buldular. Cornell Üniversitesi’nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli sorular sordular. Ardından öğrencilerden “testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini” istediler.

En başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin), testin yüzde 60’ına doğru cevap verdiklerine, ayrıca iyi günlerinde olsalar yüzde 70’e ulaşabileceklerine inandıkları ortaya çıktı.

En iyilerin (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü denekler olduğu (soruların yüzde 70’ine doğru cevap verdiklerini düşündükleri) görüldü. (Not: Dunning ve Kruger bu çalışmalarıyla 2000 yılında Nobel de kazandılar)

İki uzman psikolog bu bilinçsizliği, “kronik kendi kendini değerlendirme yeteneksizliğine” bağlıyorlar. Çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir. Ama asıl vahim olan, bu “yetersizlik + haddini bilmeme” kokteylinin mesleki açıdan karşı koyulmaz bir itici güç oluşturması. Kariyer açısındansa bir eksiyken, artıya dönüşmesi.

İşinde çok iyi olduğuna yürekten inanan “yetersiz”, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. Aksine bunu bir “hak” olarak görecektir.

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘fazla alçakgönüllü’ davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendilerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler… Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler… Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar…”

Sonuçta, “kifayetsiz muhterisler” her zaman ve her yerde daha hızlı yükselecekler ve daha yukarılara çıkacaklardır. Sonucu çıkıyor.

Bir an gözlerimi kapatıp düşündüm de sigorta sektöründe ne kadar çok “kifayetsiz muhterisler” var. Siz de etrafınıza bir bakın, uzmanlara hak vereceksiniz.

Eyyup Çelik
İstanbul, Mart 2013

 

Acentelerin Seçimi

2013 yılı sektör temsilcilerinin tekrar seçileceği bir yıl olacak. Aslına bakıldığında dört yıl öncesine göre çok daha bilinçli bir acente kitlesi var.   2009 yılında teknoloji bu kadar yaygın değildi. Kanaat önderleri pek çok kişiyi tanıdığı için ya tek ya da iki liste şeklinde mücadeleye girilir ve adaylardan biri kazanırdı.

İstanbul’daki bir acentenin İzmir, Adana, Malatya Giresun’daki bir meslektaşını tanıması, fikirlerini bilmesi çok mümkün değildi. Ne facebook, twitter gibi sosyal medya unsurları bu kadar yaygındı ne de iletişim bu kadar hızlıydı.

Şimdi çok daha farklı bir seçim dönemi bizi bekliyor. Bu dönem içerisinde bir sürü yeni grup ve yüzle tanıştık.  Yeni duruşlar ve mücadeleler gördük.  Eylemler, yürüyüşler, protestolar yaşadık. Sektöre uzun bir süre büyük emeği geçmiş Levent Korkut, Levent Ergun gibi duayen isimlerle birlikte yeni düşünce akımı temsilcisi pek çok ismin mücadelesine tanık olduk. Hepsine katkıları ve mücadeleleri için teşekkür etmek gerekir.

Geldik bu günlere. Gruplar, STK’lar ve il dernekleri ne istiyor? Yatırım yapacakları ve sonuçlarını alacakları bir meslek, itibarlı bir gelecek ve saygınlık. Kim bunların dışında bir şey söyleyebilir ki! Antalya’da Sn. Can Kantar ile sohbet ederken “Aslına bakarsanız hiçbir dernek ve grubun söylem farklılığı yok, herkes aynı şeyi söylüyor. Aramızda yalnızca şive farklılığı var. Biri Karadeniz şivesiyle, biri doğu şivesiyle, biri İstanbul şivesiyle konuşuyor” demiştim. Kendisi de köşesinde bu tespitimi paylaşmıştı. Sözün özü, herkesin istediği aynı şey.

Her şey aynı ise, seçimde neye göre karar vereceğiz o zaman?

Her il acente sayısı nispetinde il delegelerini belirleyecek, sonrasında yaklaşık 300 kişi olarak tahmin edilen bu delegeler öncelikle, 40 kişilik sektör meclisini seçecek. Seçilen sektör meclisi üyeleri ise kendi aralarından yedi kişiyi Sigorta Acenteleri İcra Komitesi (SAİK) temsilcisi olarak seçecek. TOBB’un da kendi temsilcisi olarak iki kişi atamasıyla dokuz kişilik Sigorta Acenteleri İcra Komitesi (SAİK) kurulu oluşmuş olacak. Acenteler olarak bizlerin kendi illerimizde gerçekten mesleği temsil edebileceğine inandığımız vizyonu bilgisi olan kişileri teşvik edip, seçime girmesini, sorumluluk almasını temin etmemiz gerekir.  Bu sefer seçilecek 40 kişilik sektör meclisinin geçen seferki gibi, işlevsiz ve dört yılda birkaç toplantı haricinde bir şey yapmayan bir sektör meclisi olmaması gerekiyor. Bu meclis, her ay toplanıp, gerekirse yine her ay SAİK İcra Kurulu ile bir araya gelen bir sektör meclisi olmalı. SAİK temsilcilerinin tamamı üniversite mezunu, farklı özellikleriyle hukuk, ekonomi, istatistik, bilişim teknolojileri gibi konulara vakıf, gelişim projesi olan, vizyon sahibi kişilerden oluşmalıdır. Görev aldıkları kurullarda, dik duruşu ve bilgisiyle mesleğini ve meslektaşını temsil edebilecek özellikte olmalarını temin etmek gerekecek.

Acenteler bu seçimde, şayet başarılı olabilecek bir ekip seçebilirse, bu arkadaşlarımız da acenteler için yeni modeller yaratıp, acenteleri daha etkin ve üretken yapacak tedbirleri ve yasal düzenlemeleri temin ederse, emin olun sigorta şirketleri bu etkin dağıtım kanalından vazgeçmeyecektir. Devlet ise istihdam ve vergi geliri nedeniyle varlıklarının muhafazası için daha çok tedbir alacaktır.

Biz bu dönüşümü sağladığımızda,  sorun olarak karşımıza çıkan her şeyin zaman içerisinde düzeldiğini hep birlikte göreceğiz.

Eyyup ÇELİK
İstanbul 05/02/2013

http://www.sigortaloji.com/koseyazisi-52-acentelerin-secimi.html

Az Gelişmiş Acentenin Yokoluş Çemberi

Estonyalı iktisatçı Nurkse 1950 yılında; “Az gelişmiş ülkelerin neden fakirlik döngüsünde kaldığını” bir teori ile açıklamış, adına da “Az Gelişmiş Ülkenin Fakirlik Çemberi“ demiştir. Teoriye göre bir ülke fakir olduğu için fakir olmaya devam eder. Az gelişmiş ülkelerde sermaye yetersizdir. Sermaye birikimleri olmadığı için bu ülkeler mekan, personel ve teknolojik yatırım yapamazlar. Yatırım yapamayınca, örneğin teknolojik imkanlardan faydalanamazlar, “emek yoğun” çalışma maliyetleri artar. Maliyetleri arttığı için de sermaye biriktiremezler. Dikkat ederseniz kısır döngüye düşerler. Bu döngü sayesinde hep fakir ve gelişmemiş kalırlar.

1993 yılında Grand Haliç Otel’deki bir toplantıda Sayın Çetin Alanya‘ya bu teoriden bahsetmiş ve teoriyi sigorta şirketlerine uyarlayarak “Sigorta Sektörünün kırılamayan döngüsü” modelini geliştirmiştim. Şimdi bu kısır döngüyü acenteler için uyarlamaya çalışalım:

Yeterince komisyon geliri olmayan acenteler, sermaye oluşturmak bir tarafa, şirketlere ve bankalara borçlanırlar. Gelirlerinden çok giderleri olduğu için her ay cari açık verirler. Yoğun üretimleri, kasko ve trafik gibi branşlarda olduğu için aşırı rekabete maruz kalırlar. Piyasadaki değişimlerden çok çabuk etkilenirler. Sermaye birikimleri olmadığı için mekan, personel ve teknolojik yatırım yapamazlar. Bir de komisyonlar aşağı doğru çekilince emek yoğun çalıştıkları için masraf/ gelir oranları yükselir, şirketlere ve bankalara olan borçları bir önceki döneme oranla daha da artar. Bu kısır döngü de sürüp gider. Aslında sarmal döngüsünü sürdürse de, Nurkse’den sonra buna bir halka daha eklenerek Friedman’cı yeni kapitalist düzen devreye girer.Düşük gelirli acentelere; “sizin masraflarınız yüksek geliriniz az” diyerek çoklu kanalda üretim vaadi ile Büyük Acenteler şube teklifi yapar. “Masraf bizden, komisyonun yarısı sizin” denir. Sonra düşük gelirli acente başlar çalışmaya, aradan bir süre geçtikten sonra, büyük acente bütün müşteri datasını toplamış olur ve “Bu iş bizim açımızdan çok karlı değil” demeye başlar. “Gel bizde çalış, ortaklık yok,maaşını al” der. Tabelalar zaten değişmiş, müşteri de bunu kanıksamıştır. Çalışan eski acente sahibi, artık elaman olmuştur. Bir süre sonra işinden de atılacak acente için sömürü düzeni vazifesini tamamlamış, büyük balık küçük balığı yutmuştur. Bu da kısır döngünün son halkası, yani yok oluşun versiyonudur.

Sonuç: Bu modellemeyi bugün kısmen yaşıyor olsak da, yarınlarda çok daha fazlasını göreceğimiz aşikardır. En büyük tehlike de “Anadolu Acenteleri” içindir. Onlar iş potansiyelleri gereği büyük acentelerin elamanı haline gelebilirler. Acentelerin yok oluş çemberine düşmemeleri için, öncelikle reformlar yapıp kendilerini geliştirmeleri, birleşerek daha büyük yapıda çoklu kanalda üretim yapan, birim maliyeti düşük yapıya geçmeleri gerekebilir. Bunlar yapılamayacaksa iş yapış tarzlarını değiştirerek piyasanın gittiği yönü iyi fark ediyor olmaları gerekir.

Tasarruf yapıp yatırıma yönlenin, en azından kazandığınızdan daha az harcayın. Az harcayamıyorsanız daha çok kazanacak yolları bulun. Aksi takdirde Nurkse’nin çemberinde, Friedman’ın düzeninde yok olup giderseniz.  Tabloyu iyi okumanızı, düzenlemelere iyi bakmanızı diliyorum. Dost acı söyler…

Eyyup ÇELİK
30.12.2012
İstanbul

 

Sigorta Sektörünün “Reformist Bakış Açısı” İhtiyacı

Sigorta sektörüne bir bütün olarak baktığımızda bir değişim ve dönüşüm döneminin yaşandığını görüyoruz. Sektör aktörlerinin bu değişime kendi cephelerinden bakmaları, büyük resmi algılamada konsantrasyon problemine neden oluyor sanki…

Şimdi, her kesim açısından özet şekilde durum tespiti yapmak sanırım büyük resmin daha net görülmesini sağlayacaktır.

Sigorta şirketleri, yıllardır sıralama yarışından uzaklaşmak zorunda olduklarını nihayet görmeye başladılar. Sermayelerini güçlendirmeye ve kar odaklı çalışmalar yapmaya çalışıyorlar. Özellikle yabancı sermayeli şirketlerde gerek Hazine’nin koymuş olduğu sermaye yeterlilik rasyoları gereği zararlarını finanse edecek kaynak ihtiyacını karşılamak için, gerekse işleri büyütseler de ek sermaye ihtiyacı karşılığı için hissedarlardan ek sermaye temini yerine tahsilat sisteminde revizyona giderek, mail order sistemi sayesinde bu kaynak ihtiyacını karşılamada başarılı oldukları gözlenmektedir. Artık acenteler üzerindeki alacaklarında epeyce azalma yaşanmaktadır. Şimdi, ek sermaye ihtiyacı yanında teknik karlar üzerinde yapısal reformlar için gider bacağındaki komisyonlar ve genel yönetim giderleri üzerinde de yoğunlaşmaya başlayacaklardır.

İşlerin büyüyeceği kesin olsa da, bu büyümenin yıllardır uygulanan geleneksel yöntemlerle olmayacağı kesin… Sigorta piyasası aktörlerinin 2023 vizyonuna yakışır tedbirler ve yapısal reformlara ihtiyacı vardır. Her kesimin birbirlerini hırpalama döneminden vazgeçerek, hep birlikte büyüme modelleri üzerinde çalışması çok daha doğru bir yöntem olacaktır. Sigorta şirketinin her kanalda üretim yapabilen acentelere, acentelerin de güçlü, üretken, teşvik edici şirketlere ihtiyacı var. 

ACENTELERİN YAPISAL REFORM YAPMASI GEREKECEK

Acenteler, yıllardır bu sektörde lokomotif olsa da değişen piyasa koşullarında, iş yapış tarzlarında büyük değişim yaratamama sebebiyle gün geçtikçe pazar kaybı ile birlikte geleceğe güvenle bakma konusunda oldukça karamsar bir dönem yaşamaktadır. Ancak, reformist söylemlerin acenteler cephesinde pek popüler olmadığı görülmektedir. Karsız olan, motor branşlarının yanında karlı branşlarla da üretim yapmak için bilgi ve satış kanallarını geliştirmek için çaba harcamaları gerekmekte, sigortacılığın geleceğinin 10 yıl önceki sigortacılıkla aynı olmayacağını görmek ve işlerine yapısal ve teknolojik yatırım yapmak gerekecektir. Acenteleri geleceğin sigortacılığına hazırlayacak modellere ihtiyaç duyulmaktadır. Kurumsal kimlikleri güçlendirilerek markalaşmaya önem vermeleri gerekecektir. Maliyet analizi yapabilen, çoklu kanalda üretim yapabilen, analiz yeteneği gelişmiş acente modelleri kurmaları gerekecektir. Bu reformlar önemsenmeyip kurulamadığı taktirde sigorta şirketlerinin hedeflerini ve büyüme stratejilerini başka alternatif kanallar üzerinde yoğunlaştırmaya çalışacakları görülecektir.

STK’LARIN VİZYONU DEĞİŞMELİ

Sivil toplum örgütleri ve Saik, bu modellerin üretilmesi konusunda vizyonu geliştirici çabalar içerisinde yer almalıdırlar. Bilinen söylemlerden uzaklaşıp, başarılı olabilecek acente modelleri geliştiren, TOBB’un ekonomik gücünü kullanarak projeler üreten ve geliştiren, bunların uygulanmasında devlet desteğini de sağlayarak ürettikleri istihdam ve gelişim projeleri sayesinde hibe ve destek kredilerini almak için uğraş vermeleri gerekmektedir.

Bu değişen dünya düzeninde, ekonomik gerçeklik ve Türkiye’nin önündeki sigorta piyasasının büyüme stratejisini ortak bir hareket manevrası ile kazanca çevirmek mümkündür. Acenteler değişime ayak uydurma konusunda daha istekli. Hazine daha yön verici, sivil toplum örgütleri ise daha cesur davranmak zorundadır. Bu güne değil, on yıl sonraki sigortacılığa hep birlikte hazırlanmak zorundayız. Bu sektör hepimize yetecek kadar imkan ve fırsatları içerisinde barındırmaktadır. Yeter ki günü kurtarmak için üretilen politikalardan uzaklaşıp bütün kesimleri daha modern ve daha üretken hale getirmek için cesur söylemler ve projeler üretilebilsin.

Sonuçta; acenteler işlerini geliştirecek tedbirleri alıp reformlar yapmalı, Hazine sigorta acentelerinin yarattığı istihdam ve katma değeri gözden uzak tutmamalı, kanun ve yönetmeliklerle işi geliştirici hükümler getirmeli, sigorta şirketleri ise bu etkin dağıtım kanalını daha çok eğitim ve yatırım yaparak üretken halde tutmaya devam etmeli, sivil toplum örgütleri ise daha dinamik çalışarak, mesleğin gelişmesine katkı sağlayacak reformist projeleri üretmek, vizyonunu geliştirmek zorundadır.

Eyyup ÇELİK
Tüsaf Yönetim Kurulu Üyesi
İsad Genel Sekreteri
İstanbul,22.11.2012

http://www.sigortaloji.com/koseyazisi-30-sigorta-sektorunun-reformist-bakis-acisi-ihtiyaci.html

Türk Sigorta Sektörünün Konuşulmayan Zarar Sebebi

Sigorta şirketlerinin kar edip etmediğinin en önemli göstergesi Bileşik Rasyo oranıdır. Bileşik rasyo, H/P oranı + Masraf Oranı olarak açıklanabilinir. İşte bu masraf oranını iyi irdelemek gerekir. Masraf oranlarının içerisinde ise komisyonlar + sigorta şirketlerinin tüm yönetim giderleri toplamı yer alır.

Şimdi bu tanımlamalar ışığında biraz daha detaya girelim ve Avrupa-Türkiye uygulamalarıyla açıklamaya çalışalım.

Avrupa’da 2006 yılında kasko sigortalarında H/P oranı %76 masraf oranı %22 olarak gerçekleşmişken bileşik rasyo %98 gerçekleşmiştir. 2009 yılında Türkiye’de H/P oranı %93, masraf oranı %27, bileşik rasyo %120 olarak gerçekleşmiş olup, ortalama komisyonun Avrupa ve Türkiye’de aynı seviyede %15-16 seviyesinde olduğuna göre sıkıntı doğru bir tarifenin yapılmaması ve hep gözden kaçan tarafı isekomisyon haricinde Türkiye’de ki şirketlerin masraf oranlarının yüksekliğidir.

Zaten Avrupa örnekleri ile Türkiye örnekleri tüm branşlarda incelendiğinde Avrupa H/P dengesi ve ortalama komisyonlarının çok yakın olduğu tek farklılığın ise masraf oranları içerisindeki sigorta şirketlerinin genel yönetim giderlerinden kaynaklandığı görülmektedir. Ama maalesef bu husus Türkiye’de tartışılmamaktadır. Türkiye’de sigorta şirketlerinin genel yönetim gider oranları %8-24 arasında olup, bu masraf değişkenliğine rağmen, maliyeti düşük sigorta şirketi ile aynı fiyattan poliçe satma ısrarları daha en başta maliyet farklılığı oranı kadar zarar etmelerini kaçınılmaz kılacaktır.

Sonuçta son dönemde sigorta şirketlerinin komisyon oranları üzerinden bileşik rasyo oranlarını düşürme arzuları haksız olup, öncelikle ortalamada Avrupa seviyesinden %4 civarında olan yönetim giderlerini düşürmeye yönelik tedbirler üzerinde yoğunlaşması doğru olacaktır. Eğer bu kısımda başarılı olamıyorlarsa anlamsız rekabetten doğan bu oran farklılığını prime şarz etmek suretiyle uzaklaşmaları gerekmektedir. Hazinenin ise bu konuda şirketleri uyarması ve bu oran ve tarifelerini izlemesi yararlı olacaktır.
Saygılarımla,

Eyyup ÇELİK
16.10.2012

Sigortaloji Gazetesinde yayımlanan yazımın linki aşağıdadır.

Sarı Öküzü Vermeyeceğiz

Sigorta acenteleri olarak bugüne kadar verdiğimiz mücadelelerden bir tanesini sizlere kısa bir öyküyle aktarmak istiyorum. Hikayenin adı ‘sarı öküz’. “Sarı Öküz” ise bizim KOMİSYON mücadelemizdir. Sonrakilere sıra gelmesin diye kararlılıkla elimizden geleni yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz…

“SARI ÖKÜZ” HİKAYESİ

Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar, iyi beslenememeye başlayınca bir çare düşünmüşler. Topal aslan yanına bir iki aslanı da alarak, beyaz bayrak çekmiş ve öküz sürüsüne yanaşmış.“SUÇ HEP O SARI ÖKÜZ”DE…”Öküzlerin lideri Boz Öküz ve yanındakilere tatlı dille konuşmaya başlamış:

“Saygıdeğer öküz efendiler. Bugün buraya sizden özür dilemeye geldik. Biliyorum bugüne kadar sizlere zarar verdik. Ama inanın ki, bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Bütün suç hep o Sarı Öküz”de. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Biz de barışseverliğimizi unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Sizle bir sorunumuz yok. Verin onu bize, siz kurtulun, yine barış içinde yaşayalım.”

Boz Öküz ve heyeti bu sözler üzerine aralarında tartışmış ve teklifi haklı bularak, Sarı Öküz”ü vermişler aslanlara. Bir tek Benekli Öküz karşı çıkmış ama kimseye derdini anlatamamış.

“AFERİN SİZİ KUTLARIZ!”

Bir süre sonra aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez Uzun Kuyruk”u istemişler:

“Gördünüz mü ne kadar barış severiz. Sizi de kararınızdan dolayı kutlarız. Ancak, şu sizin Uzun Kuyruk var ya, kuyruğunu salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Oysa sizler normal kuyruklusunuz. Verin onu bize, bu konuyu kapatıp, barış içinde yaşamaya devam edelim.” Boz Öküz ve heyeti, Uzun Kuyruk”u teslim etmiş, yine Benekli Öküz karşı çıkmış. Uzun Kuyruk, aslanların pençesi altında can vermiş.

“NEREDE KAYBETTİK BİZ BU SAVAŞI?”

Bu olay sürekli tekrarlanmış, her seferinde farklı bahanelerle. Sonunda öküzler zayıflamış, aslanlar küstahlaşmış. Artık, hiçbir bahane ileri sürmeden, doğrudan müdahale ederek, “Verin bize şunu, yoksa karışmayız” demeye başlamışlar. Birer birer aslanların pençesinde can verirken, Boz Öküz ve birkaç öküz kalmış geride. İçlerinden biri liderlerine, “Ne oldu bize, nerede kaybettik biz bu savaşı? Oysa, vaktiyle ne kadar güçlüydük” diye sormuş. Boz Öküz, Benekli Öküz”ün sözlerini hatırlayarak, gözleri nemli “Biz” demiş, “Sarı Öküz”ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı..”

Eyyup Çelik
15.10.2011